13 Haziran 2009
posted by kelimebitkisi at 13:45
bi kişi gelir;
eksik neyin varsa tamamlar.
 
08 Temmuz 2008
posted by kelimebitkisi at 02:42
...içindekini dışa vurmak korkutur kimi zaman. içindekinden korktuğundan değildir ama karşı tarafın tepkisinden ürktüğündendir. yinede tüm cesaretinle dökersin sözcükleri ve beklersin. bekledim... tablo gibiydi duruşu. biraz tebessüm etti ve anında belirdi yüzündeki o çukur. yanağındaki... iki kez gülüyor gibi sanki. dudağıyla ve gamzesiyle...

...içindekini dışa vurmak korkutmaz bi zaman sonra.
yanağındaki o çukura düştükten sonra...
 
24 Mayıs 2008
posted by kelimebitkisi at 03:10

"Güneş; ilk görüşte aşık olmuş Ay'a. Onun her gün yeni bir kimliğe bürünmesini, kılıktan kılığa girmesini hayranlıkla izlemeye başlamış. Bu aşkı içinde gün geçtikçe büyümüş, öyle büyümş ki ateş oturmuş içine. İçin için, alev alev yanmaya başlamış. Ama Ay'ın bütün bunlardan haberi yokmuş.

Bir gün dayanamayıp avaz avaz bağırmış koca gökyüzüne Güneş:
-Seni seviyorum Ay. Seni seviyorum!

Öyle korkmuş, öyle korkmuş ki Ay o ateşin içine düşmekten, o büyük aşkla yanmaktan hemen karanlığa gizlenivermiş. O gün bugündür saklanır olmuş Ay en sevdalısı Güneşten. Ondandır gecelerin prensesi oluşu Ay'ın. Binlerce minik yıldızla oynaşıp, aşktan kaçışın masalını gizler gece...Her gece...

Bir gün batımı gönderiyorum sana, kendi gökyüzümden!... Ellerimi uzatıyorum yokluğuna; tutar mısın?
"

AYÇA ATÇI
Peri Masalında Güzel
Hayatınızda şu sıralar romantizme yer açmışsanız, ya da o ısrarla kapıyı çalmışsa, bu kitaba da bir göz atın. Büyülü bir şekilde insanı duygusal açıdan doyuran bu kitap biraz da kendi iç sesimizin dışa vurumu gibi. Teşekkürler Ayça Atçı...
 
14 Mayıs 2008
posted by kelimebitkisi at 19:35

Hiçbir şey düşünülmeden durulabilecek bir yer isterdim. Bomboş bir beyin, ılık bir hava, deniz kokusu, kimsesiz bir sahil... Çözüm üreten taraf değil de, sorun yaratabilen olmak isterdim biraz da. Hiç değilse bir kerecik. Her zaman kendimi bir yüze bakar ve düşünür konumda buluyorum. Karşımdaki Ayşe'ymiş, Ahmet'miş önemli değil. Ağız, burun, dudaklar farklı belki, belki sorunlar da farklı ama ben hep yardımcı olacak tarafım. Yardımcı olması beklenen kişi, kurtarıcı melek, dert babası, olağanüstü insan; Ülker!

İnsan sorunları olsun diye iç çeker mi? Bunun için eksik hisseder misin kendini? Anlatacak küçük bir olayım olsa ve dinleseler beni diye. :) O kadar bunaldım ki insanların bana içini dökmesinden... Hani bir yanardağ patlamadan önce kendini belli eder, sinyal verir ya etrafa birkaç lav püskürtüp, ben de hazırım işte taşmaya. Bu yazı da habercisi boğazımdaki düğümlerin.

Hiç yüzüstü bırakmamışsan, bu bırakılmayacağın anlamına gelir mi? İyi şeyler ekip, iyi şeyler biçemiyor insan her zaman. Çoğu zaman, "iyi niyete suistimal" kavramına yakın duruyorsun. Enayiliğini seyrediyorsun kendinle baş başa kaldığında. "Ben ne yaptım da böyle oldu?" diyorsun. Düşünüp, bir şey yapmadığını bulup, deli olma yollarında ilerliyorsun.
"Kaderim bu,
böyle yazılmış yazım..."
sözleri geliyor aklına. Ama aslında insanın kaderini karakteri çizer. Bunun farkına ve doğruluğuna o melankolik anlarından çıkınca varabiliyorsun.


Şimdi uykun geliyor mesela; uyumalı ya da uyumamalısın. Hangisini seçeceğin sana kalmış. Ama bu kadar kolay seçemiyorsun ya her şeyi. O kısım biraz muamma... Neyse... Seni seçtim Pikachu! Uyuyacağım. :)


13.05.2008
00:18
 
17 Mart 2008
posted by kelimebitkisi at 14:10

-Bu kadar zorunlu ve bu kadar gereksiz başka bir şey var mı diye düşünüyorum?...

-Neymiş o?
-Uyku. Uyumak! Yani aniden geliyor, hiç sormadan, şu an da ona ihtiyacın var mı yok mu bilmeden. Geliyor ve yerleşiyor bünyene.

-Neden gereksiz olsun ki?! Madem gereksiz uyuma o zaman. :)

-Sorun da orada zaten. Uyumamak için ne kadar dirensende bir şekilde kıstırabiliyor seni. Yoksa niye uyuyacağım; okunacak onca kitap, görülecek onca yer, dinlecek onca şarkı varken.

-Saçmaladığını ve önüne geçemeyeceğin bir şey hakkında yok yere konuştuğunu düşünüyorum. :)

-Olsun. Sadece düşüncelerimi paylaşıyorum. Ne yani illa çok dolu mu konuşmalı insan? Her cümleme bir özlü söz kondurmak zorunda mıyım? Boş da konuşmalı insan biraz. (;

-Sen, bugünkü limitini doldurdun bence.

-Daha saat 14:13. Geceye çok var. :)
-Bir gün ne yapalım biliyor musun; sen boş boş konuş, ben de boş şeyler yapayım. Tüm gün TV başından kalkmama rekoru kırayım mesela. Ne dersin? Zevkli olurdu...

-Yazık ya! Bu kadar etkileneceğini bilseydim keserdim boş konuşmayı. :)

-Ben çok ciddiyim. Neden yapamıyoruz ki?! Hayır yani illa benim verdiğim kararları mahvedeceksin! Bir konuda uzlaşsak olmaz! İlla bi bokluk çıkarıyorsun!

-Tüm negatiflikler bende, sen hep meleksin zati.

-Öyle olduğumu düşünüyorum. ;)

-Bencede sadece düşünüyorsun! Yoksa en ufak bir icraat göremiyorum ben. :))

-Bırakalım artık tartışmayı da efendimiz kimin haklı olduğuna karar verip yapsın ne yapacaksa. Bak yine iyi konuştum. :))

-Aman peki peki. Efendimiz karar versin. Zati biz burda yok yere karar veriyoruz, o yine bildiğini okuyor.

-Çoğunlukla bildiğini okusada, bazen dinliyor bizi be...
-Ben hiç şahit olmadım valla. Ama sen bugün formundasın, senin dediğin gibi olsun.
- :) Sağol. Ya, bu bir şeye karar verdi sanırım. Benim piller bitiyor yavaştan.

-Uyuyacak bu salak ya! O kadar da dedim direnmeye çalış diye.
-Saçmalama be! Mevzunun başına döndürme bizi; direnilmez demiştim. Eeee ne de olsa ben "düşünceyim". Sense sadece bir "duygu".
-Bazen ben senden üsütün geliyorum ama neberrr... :))

-Aman... O, efendimizin salak anına denk geliyor da ondan.

-Düşüncesiz diyelim. ;))

-Sana cevap vermek isterdim fakat artık piller bitti bende. Efendimiz uyumakta kararlı. Rüya bile görecek, ben sana laf anlatmaya çalışıyorum.

-Evet "duygu" moduna geçti çoktan. :) Sana iyi uykular, benim görevim bitmedi. Daha rüya göstereceğim bu şapşala...

:))
sıkılmadan okuyan herkese teşekkürler. :*
 
11 Şubat 2008
posted by kelimebitkisi at 03:25
Kısa bir mola vermiştik hayata ve o da son buldu işte. En azından benim için... Bu molada ne olaylar, ne gelişmeler?! Ve tüm bu karmaşayı barındırabilmiş yorgun bir beyin var şimdi.
Tatilin de tatili olur mu? Eğer olursa, yani yapılırsa böyle bir şey, zincirleme devam eder mi diye düşünüyorum. Bazen ihtiyacım oluyor çünkü. Kimi tatillerde öylesine yoruluyorum ki, bir kez daha en azından birkaç gün dinlendirmek istiyorum beynimi. Dondurup kaldırmak, vakti gelince çözülmesini beklemeden kızartmak istiyorum.
Arkadaşlıklar, dostluklar, sevgililer ve adayları, kalp kırıklıkları, gülümsemeler, doğum günleri, kahkahalar, eski defterler, kalabalık aile ortamları... Çok şeyi birleştirdi bu sömestr. Bir tarafımı parçalayıp, bir yanımı toparladım.
Ailecek kahkahaların patlatıldığı o kalabalık okey masasında, beri yandan da romantik mesajlar çekebildim. :) Kimi zaman bir çok şeyi aynı anda yapmayı başarıp, kimi zaman bir çuval inciri berbat edebildim. Ve ilk defa berbat olan incirlerin tadından bu kadar haz alabildim.

3 Şubat 2008. Yaş 20. Büyüyorsun tabi, büyüyoruz ama hiçbiri 18'den 19 a atlamak gibi değil. O daha bir zor gelmişti bana nedense. :) Size de oldu mu bilmem. Daha çok insan hatırladı bu kez ve hepsi, doğduğuma sevindiklerini belirten mesajlar attılar, kucakladılar. Eski sevgiliden arkadaşça notlar geldi; aslında hiç de arkadaşça olmadığını bildiğim... (: "Yok artık! Sen de mi hatırladın?" dediklerim, unutmadı en önemliside. Bir kez daha teşekkürler burdan. ;**
Elime kalemi, önüme kağıdı, beynime fikrimi almadan yazamıyorum işte. Hepsi yerli yerindeydi ve bunlar çıktı. Ziyade olsun... ;)
 
27 Ocak 2008
posted by kelimebitkisi at 03:38
"Ne ararsin Tanri ile aramda?...
sen kimsin ki, orucumu sorarsin?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Basi açığa niye türban sorarsin?
rakı, sarap içiyorsam sana ne.
yoksa sana bir zararım, içerim.
ikimiz de gelsek kıldan köprüye,
Ben dürüstsem, sarhoşken de geçerim!"
 
08 Ocak 2008
posted by kelimebitkisi at 17:33
Özlem Tekin'in "Müziği bıraktım." demeçlerini duyduğumda bi hayli üzülmüştüm. Badem in de ikinci albümünü bekler olmuştum o muhteşem 1. albümden sonra... ve işte ikisi birleşip bi güzellik yapmışlar ve bu muhteşem parça çıkmış ortaya. dinleyelim, izleyelim...
(;


 
26 Aralık 2007
posted by kelimebitkisi at 02:36
    Ne kadar çabalarsan çebala belki de buraya kadardır her şey. Bu, depresyon belirtisi falan değil; bazen gerçekten öyle hissediyorum. Hedeflediğin şeylere ulaşmak için o kadar çok engel çıkıyor ki karşına, yinede yoluna devam ediyorsun. Soğuk havada yürürken o buz gibi hava yüzünü kesiyor. Ama devam edip yürümeye evine varıyosun ya; bunun gibi işte. Somutlaştırınca, bitiş çizgisine ulaşabiliyor insan. Çoğu zamanda tam aksine kaderinde ne yazıyorsa (yukarıdaki ne yazmışsa) onu yaşıyorsun. Bazen "O" bile önemsemiyor neler yaptığını, neleri feda ettiğini, nelere direndiğini... "Al işte." diyor, bunu uygun gördüm senin için.Bunu yaşayacaksın! Ne kadar didinsen, ne kadar uğraşsan faydasız! Sen busun. Ne bir adım geri, ne bir adım ileri. 
 
24 Aralık 2007
posted by kelimebitkisi at 18:42

sana baktım beni gördüm
öte baktım bizi gördüm
kah balıktım susuz çölde
kah deveydim deniz dibinde
gide gide bir yer buldum
gittim biraz orda durdum
kal dediler kalamadım
git dediler gidemedim
oyy
                                                                                                            

derin dalsam yüzemezdim
sığda kalsam bilemezdim
bildim ama bilinmedim
deniz oldum yüzülmedim
güzel olsam sevemezdim
çirkin olsam sevilmezdim
kah tavuktum altın kafeste
kah kanarya tahta kümeste
heyyyyyyy

dunya hali -e hali
otur seyret şu ahvali
göremezin gülcemali
ödemezsen şu vebali
gördüklerin değil baki
hayat ani dünya fani
kah balıktım susuz çölde
kah deveydim deniz dibinde

Mutlaka dinlenmeli.Başka sözüm yok... ;)